Salı, Kasım 24, 2020
No menu items!
Ana Sayfa Blog

Çaycuma’da “KABLO TV” eksikliği var

0

Türkiye’nin bir çok ilinde hizmet veren Kablo tv’nin Çaycuma’da hizmet dışı kalması vatandaşları üzüyor.

Pandemi döneminde evde kalan vatandaşlar, kablo tv ye abone olmak istediklerini ancak Çaycuma’da kablo tv alt yapısının bulunmayışının büyük bir eksiklik olarak gördüklerini ifade ettiler.

Karasal radyo ve tv yayıncılığın yerini, gün geçtikçe internet’in alması vatandaşları kablo tv’ye abone olmaya zorluyor. Özellikle, şehir merkezlerinde kablo tv ağırlıklı tercih ediliyor. Zonguldak’ta yayın yapan iki yerel televizyon, kablo tv üzerinden abonelerine ulaşırken, yüzlerce ulusal tv yanı sıra radyolar da yer alıyor.

Kablo tv hizmetleri Zonguldak’ta Alaplı, Ereğli, Kilimli gibi merkez ilçelerde hizmet verebiliyor.

Yiğit: ” Yurt dışında bir Çaycuma daha var “

0
Ak Parti Çaycuma İlçe Başkanı Birol Yiğit (solda) ÇAYDER Başkanı Muharrem Yiğit (sağda)

Merkezi Almanya’da bulunan Avrupalı Çaycumalılar Derneği ( ÇAYDER ) Başkanı Muharrem Yiğit, Adalet ve Kalkınma Partisi ( AK PARTİ ) Çaycuma İlçe Başkanı Birol Yiğit’i ziyaret etti.

2013 yılında Almanya’da resmi olarak kurulan Avrupalı Çaycumalılar Derneği ( ÇAYDER ) Başkanı Muharrem Yiğit, Adalet ve Kalkınma Partisi ( AK PARTİ ) Çaycuma İlçe Başkanı Birol Yiğit’i iş yerinde ziyaret etti. Ziyarette, yurt dışındaki hemşehrilerin sorunları masaya yatırıldı.

Adalet ve Kalkınma Partisi ( AK PARTİ ) Çaycuma İlçe Başkanı Birol Yiğit, ziyaret sırasında yaptığı açıklamada, yurt dışındaki vatandaşlara büyük önem verdiklerini belirterek, vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü noktasında, her türlü çaba göstereceklerini belitti.

Bir Çaycuma da yurt dışında var

Başkan Yiğit Demokrat Çaycuma gazetesine yaptığı açıklamada bulunarak şunları söyledi: “Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden beri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda,yurt dışındaki vatandaşlarımız ile yakından ilgilenildi ve ilgilenmeye de devam edeceğiz. Bugüne kadar bedelli askerlik, emeklilik gibi bir çok alanda yurt dışındaki vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm getirildi. Oradaki sivil toplum kuruluşları ile de yakın ilişkiler içerisindeyiz. ÇAYDER’in faaliyetlerini yakından takip ediyoruz. Hemşehrilerimizin yurt dışında birlik ve beraberlik içinde örgütlenmelerine önemsemekteyiz. Gurbette yaşayıp, memleket sorunlarına duyarlı olmaları bizi mutlu ediyor. Çaycuma sınırları dışında bir Çaycuma da yurt dışında var.

iki ülke arasında tarihe dayalı derin dostlukların mevcut olduğuna değinen Yiğit şöyle devam etti.

“Bizler bu ilişkileri daha da geliştirip, yöremiz adına neler yapabileceğimiz konusunda ÇAYDER Başkanı Muharrem Yiğit ile bir istişarede bulunduk. Onların, ilçemizde yapacakları çalışmalarda her türlü desteği vermeye hazırız. Yeter ki yapılan hizmetler Çaycuma için olsun ” dedi.

Birol Yiğit, yurt dışındaki vatandaşlara selamlarını da ileterek, her daim yanlarında ve kapılarının açık olduğunu söyledi.

” Herşey Çaycuma için ”

ÇAYDER Başkanı Muharrem Yiğit ise, ÇAYDER olarak yurt dışında kurulan ilk dernek olduklarını hatırlatarak, önümüzdeki dönemde ciddi çalışmalar ile hem yurt dışında, hem de Çaycuma adına çalışmalar planladıklarını ifade ederek, Birol Yiğit’in verdiği destek için kendisine teşekkür etti.

ÇAYDER Başkanı Muharrem Yiğit, ” ÇAYDER, 2013 yılında Almanya’da kuruldu. Kısa bir dönem haricinde, hiç durmadan çalıştık. Yaptığımız yeni planlamalar çerçevesinde, önümüzdeki günlerde hem Almanya, hem Çaycuma’da etkin çalışmalar yürüteceğiz. Dün olduğu gibi, bugünde Çaycuma için çalışmaya devam edeceğiz. Derneğimize yeni katılan arkdaşlarımız oldu. Çalışmalarımızı daha etkili hale getirip, vatandaşlarımıza faydalı çalışmalar yürüteceğiz. Aynı zamanda köylüm olan ilçe başkanımız Sayın Birol Yiğit ile istişarelerde bulunduk. Daha sıkı çalışma ve el birliği ile güzel çalışmalar yapacağımıza inanıyoruz. Herşey Çaycuma için. Birol başkanıma da görevinde başarılar diliyorum. Çok azimli ve çalışkan bir kardeşimiz. ÇAYDER olarak, ülkemizden asla kopmadık. Memleketimize bir nebze faydamız olacaksa ne mutlu bize ” dedi.

ÇAYDER, Almanya’da bir çok çalışma ile ses getirirken, yerel siyasette de kendini gösteriyor. Dernek, Çaycuma’nın yurt dışındaki ilk derneği olarak, ilçenin tanıtımına büyük katkı sağlıyor.

Durum kötü

0
İlçemiz Çaycuma’da koronavirüs vakasının yoğunluk kazandı. Haritada ilçe merkezi ve mahallelerde risk durumu giderek artarken vatandaşların tedbirlere uymaması halinde durumun daha da kötüye gideceği ileri sürülüyor.
Edinilen bilgilere göre Çaycuma Devlet Hastanesi müdürü Feti Kuzu’nun Covid-19 testinin pozitif çıktığı ifade edildi. Hastanede tedavi altına alınan Kuzu’nun durumunun iyi olduğu belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan Kabine toplantısı sonrasında kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, korona virüs salgınına ilişkin alınan yeni tedbirlere ilişkin şu bilgiler verdi.

Hafta sonları tedarik ve üretim zincirleri aksamayacak şekilde saat 10.00 ile 20.00 dışında sokağa çıkma sınırlaması uygulanacak. Ara tatilde olan okullardaki eğitim öğretim yıl sonuna kadar online olarak sürdürülecek.

Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yeni tedbir ve kısıtlamalar ise şöyle:
İstanbul başta olmak üzere kimi şehirlerde ciddi seviyelere ulaşan hasta ve ölüm sayılarının çok daha dikkatli olunması gerektiğine işaret ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletimizden bu fedakarlıkların boşuna gitmemesi için salgınla mücadele kurallarına uymada daha fazla katkı bekliyoruz. Yaşanan zorlukların ve sıkıntıların elbette farkındayız. Amacımız ülkemizi bir an önce bu salgın illetinden kurtararak asıl gündemimize çok daha fazla odaklanmak, tüm enerjimizi hedeflerimize ulaşmaya hasretmektir. Bunu da hep birlikte başaracağız.” dedi

İŞTE ALINAN YENİ TEDBİRLER!
-Buna göre hafta sonları tedarik ve üretim zincirleri aksamayacak şekilde saat 10.00 ile 20.00 dışında sokağa çıkma sınırlaması uygulanacak.
-Ara tatilde olan okullardaki eğitim öğretim yıl sonuna kadar online olarak sürdürülecek. 
-Halen 65 yaş üstü için uygulanan belirli saatlerde sokağa çıkma uygulaması, çalışanlar hariç olmak üzere 20 yaş altına da teşmil edilecek. AVM’ler, marketler, berber ve kuaförler gibi işletmelerin çalışma süreleri saat 10.00 ile 20.00 arası olarak sınırlanacak.
-Sinemalar sektörün talebine de uygun şekilde yıl sonuna kadar kapalı kalacak. Restoran ve kafelerde sadece paket servis uygulamasına geçilecek.
-Kıraathanelerimizin faaliyetlerine bir süre ara verilecek.
-Tüm spor müsabakaları seyircisiz oynanmaya devam edilecek. Halı sahaların faaliyetlerine ara verilecek.
-Şehirlerimizin ana cadde ve meydanlarındaki sigara içme yasağı sürecek. İl Hıfzıssıhha Kurulları bu sınırlamayı genişletebilecek. Kamu ve özel sektör işyerlerindeki esnek mesai düzenine ve mesai saatlerinin yoğunluk oluşturmayacak şekilde belirlenmesi uygulamasına hassasiyet gösterilecek.


Osmanlı’dan beri ayakta duran İstanbul’daki Vaniköy Camisi’nde yangın

0

İstanbul’un Üsküdar ilçesi, Kandilli Mahallesi, Vaniköy Caddesi üzerinde yer alan ve Osmanlı Dönemi’nden kalma tarihi Vaniköy Camii’nde saat 13: 00 sıralarında henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı yangın çıktı.

Yangın ile ilgili İstanbul Valiliği yangının nedeninin henüz belirlenemediğini ve soruşturma başlatıldığını açıkladı. Tarihi camide çıkan yangını kontrol etmek için bölgeye çok sayıda itfaiye aracı sevk edildi.

Kaynak: Ajanslar

Kadınlar artan ev içi yük ve şiddetle karşı karşıya

0

Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre, kadınlar salgın döneminde ev işlerinde ve çalışma hayatında yükün artmasından, erkekler ise ücret yetersizliği ve internete erişimdeki sorunlardan şikâyetçi.

Mart ayından beri devam eden Covid-19 salgını çalışamayan kadınların yanı sıra çalışanları da etkiliyor. Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ve Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi işbirliğiyle, Doç. Dr. Emel Memiş’in yürüttüğü “Covid-19 Salgınının Kadın Çalışanlar Açısından Etkileri” araştırması, kadın çalışanların pandemi günlerinde yaşadığı zorluklara dikkat çekiyor. Mart-Haziran ayları arasında yapılan ve 339 şirketin katıldığı anket çalışması, salgın döneminde kadın ve erkek çalışanların yaşadığı sorunların farklı olduğunu gösteriyor.

Kadınlara göre ev işi, erkeklere göre internet sorun

Araştırmaya göre, kadınların yüzde 99’u artan ev işi ve bakım sorumluluğunu, yüzde 97’si uzaktan/evden çalışma ile artan iş yükünü, yüzde 95’i endişe, psikolojik stres ve tükenmişliği en büyük sorun olarak görüyor.

Erkeklerin ise yüzde 74’ü salgın döneminde gelir yetersizliğini, yüzde 69’u iletişim ve bilişim teknolojilerine kısıtlı erişimi ve yüzde 65’i psikolojik stres ve tükenmişliği sorun olarak dile getiriyor.

Akademisyen Emel Memiş, “Kadın çalışanlar ve erkek çalışanların Covid-19 döneminde ilettiği sorunlarda farklılaşma gözlemliyoruz” 

diyor. Araştırmaya göre, kadın çalışanların karşılaştığı sorunların başında artan ev işleri ve bakım sorumluluğu var, ancak erkekler ev içi yükü kadınlar gibi sorunlardan biri olarak dile getirmiyor.

Almanya’da kadın cinayetlerinin anatomisi

0

Almanya’da her üç günde bir kadın, partneri veya eski partneri tarafından öldürülüyor. Kadın hakları örgütlerine göre davalarda yeterli cezalar verilmiyor ve ayrıca bunda medyanın da payı büyük.

Almanya’nın Frankurt kentinde savcılık yapan Julia Schafer’ın telefonu bir Pazar günü çalıp da olay yerine davet edildiğinde şöyle bir manzara ile karşılaştı: 32 yaşında bir doktor, eski sevgilisi tarafından 18 yerinden bıçaklanmış ve dakikalar sonra da evinin kapısının önünde yaşamını yitirmiş.

Bu, Schafer’in oldukça sık karşılaştığı bir manzara. Schafer, “Kadın adamı terk etmiş. Adam bir süredir onu yeniden kazanmaya çalışıyor. Bu arada kadını tehdit ve taciz etmiş. Kadın bunun üzerine polise başvurmuş. Uzaklaştırma kararı çıkarmışlar. Bir gece onu saatlerce beklemiş. Kadın ona her şeyin bittiğini bir kez daha söylediğinde bıçağına sarılmış ve onu öldürmüş” diye anlatıyor.

Almanya’da her gün bir kadın, eski sevgilisi veya ayrıldığı eşi tarafından öldürülmek isteniyor. Her üç günde bir ise bir kadın söz konusu erkekler tarafından öldürülüyor. Son veriler, geçen yıl erkek şiddetinin önceki yıllara kıyasla arttığını ortaya koyarken Avrupa Birliği ülkeleri içinde Almanya, önceki sene kadın cinayetleri sıralamasında ilk sırada yer aldı.

Julia Scafer’a göre kadın cinayetleri birdenbire ortaya çıkan vakalar değil. Hessen Eyaleti İçişleri Bakanlığında Suç Önleme Birimi’nin başında olan Schafer, “Çoğu zaman hakaret, aşağılama ve ekonomik baskı ile başlayan ve yıllarca devam eden şiddetin doruk noktası” diyor.

Peki bunun sebebi ne?

Haber dili ve farkındalık

Kadın hakları aktivistleri, Alman medyasında, özellikle de bulvar gazetelerinde, kadın cinayetlerinin “aşk trajedisi”, “tutku cinayeti” veya “aile dramı” gibi ifadelerle sansasyonelleştirildiği ve romantikleştirildiği görüşünde.

Bu haber dili, kadın hakları örgütü Terre des Femmes’den Vanessa Bell’e göre, kadın cinayetlerini Alman toplumundaki aksaklığın bir parçası olmaktan çıkarıp iki kişi arasındaki özel bir mesele veya tekil bir vakaya indirgiyor. Bell, bu durumun, insanların kadın cinayetlerine bakış açısını da etkilediğini belirterek “Kadın cinayetleri Almanya’da halen tabu bir konu” değerlendirmesini yapıyor.

İstatistiklere yansıyanlar, öldürülen kadınların faillerinden yalnızca resmi olarak suçlanan veya mahkum edilenler. Ancak 2014 yılında AB çapında yapılan bir araştırma, erkek şiddeti vakalarının yalnızca üçte biri polise bildirildiğini ortaya koymuştu.

Cezalara yönelik eleştiriler

Mahkemelerin kadın cinayeti davalarında “yumuşak davranmakla” suçlanması da konunun başka bir boyutu. Almanya’da bazı hakimler, kadın cinayeti davalarında sanığın içinde bulunduğu duygusal sıkıntıları hafifletici sebep olarak görüyor. Böyle durumlarda sanığın alacağı ceza müebbeten on yılın altına bile düşebiliyor.

Bunun yasal dayanağı da 2008 yılında Federal Adalet Mahkemesi tarafından verilen bir karar. Federal Mahkeme, bir alt mahkemede bir sanığın, cinayet suçundan ceza vermesini haksız bularak sanığın eyleminde “kötü niyetli olmadığına” hükmetti. Mahkeme ayrıca “ayrılığın kurbanın kendisi tarafından başlatıldığını ve öldüren sanığın kaybetmek istemediği şeyden mahrum kaldığını” gerekçe gösterdi. Karar ayrıca, cinayet mağduru kadının “failin kendi belirlediği bir yaşam sürmesine izin vermediği için öldürüldüğüne” hükmediyor.

Alman Kadın Avukatlar Derneği’nden Leonie Steinl’e göre karar “(erkek egemen) mülkiyet fikrinin ve cinsiyet eşitsizliğinin” bir sonucu. Steinl, “Burada sorun, kararın bir tür kurbanı suçlamaya dönüşmesi. Kadın cinayeti tam da budur. Bir kadının kadın olduğu için öldürülmesi. Bir erkek, kendisini terk ettiği veya ondan ayrılmak istediği için eski veya şimdiki partnerini öldürdüğünde, cinayet olarak görülmeli. Çünkü bu eylemin motivasyonu insan onurunu ihlal eden cinsiyet temelli bir sahiplik kavramı” diyor.

Aynı suça farklı tavır

Steinl’e göre erkek egemen bakış açısı, “namus” veya “kıskançlık” cinayetleri olarak resmedilen kadın cinayetlerinin temelinde var. Kadınların kadın olmalarından ötürü öldürüldüğüne vurgu yapan Steinl, “Failler, kadınların erkeklerden (erkek egemen bakış açısından) farklı olarak kendi değerlerine, inançlarına göre bağımsız bir hayat sürmesine izin vermiyor” değerlendirmesini yapıyor.

Kadınların eski sevgilileri veya eşleri tarafından öldürülmesinin yanında bir de “ailenin namusu” öne sürülerek aile bireyleri tarafından öldürülmesi konusu var. Her iki durumda da bir cinayet söz konusu olsa da Steinl, “Bu davalardaki yargılamaları karşılaştırırsak, Alman mahkemelerinin “namus “cinayetlerini farklı bir toplumsal bağlama koyduğunu ve onlara daha sert cezalar verdiğini görüyoruz” diyor.

Bunun sebebini göçmen karşıtlığı ile ilişkilendirenler de var. Terre des Femmes’den Vanessa Bell ise “Almanya’daki kadın cinayetleri, dini veya etnik azınlıklar ile ilişkilendirildiğinde, sosyal bir sorun olarak kabul edilme olasılıkları çok daha yüksek. Ancak aslına bakacak olursanız faillerin üçte ikisi Alman vatandaşı” değerlendirmesi yapıyor.

Julia Schafer ise şiddet toplumun her kesiminde ortaya çıkabildiğine dikkat çekerek “Bu bir din, milliyet veya eğitim sorunu değildir. Görmezden gelmek ve bunun kendini ilgilendirmediğini söylemek yerine, dahil olmak, yardım etmek veya yetkilileri aramak bizim yükümlülüğümüz” yorumunu yapıyor.

İlerleme var mı?

Almanya, kadın cinayetlerini toplumda yapısal bir sorun olarak kabul eden, erkek şiddeti önlemek ve mücadele etmek için dünyanın ilk bağlayıcı yasal belgesi olan İstanbul Sözleşmesi’ni 2008 yılında imzaladı.

Sözleşmede mağdurların nasıl korunacağı vurgusı ile hukuk sisteminde hangi önlemlerin alınması gerektiğini detaylı bir biçimde açıklanıyor. 2021 yılında gözlemci bir ekip Almanya’da kaydedilen ilerlemeyi inceleyecek. Ancak Alman Kadın Avukatlar Derneği’nden Steinl’e göre,

Almanya toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede lider rolü üstlenmek almak istese de çok gerilerde kalıyor.

Steinl, durumu şöyle özetliyor: “Buradaki çoğu insan ya daha önce kadın cinayeti terimini duymadı, ya da bu olayların kadınların kaçırıldığı, tecavüze uğradığı, öldürüldüğü ve parçalandığı Meksika’da gerçekleştiğini düşünüyorlar. Dünya çapında insanlar kadın cinayetlerine karşı sokaklara çıktı. Ama Almanya’da , henüz genel bir tartışma konusu değil. Diğer ülkelerden çok şey öğrenebiliriz.”

Kaynak : Rina Goldenberg-Deutsche Welle Türkçe

Türkiye’de 70’e yakın doğal göl kurudu

0
Türkiye’de 70’e yakın doğal göl kurudu

Yaklaşık 50 yıldır göller üzerine yaptığı akademik çalışmalarla tanınan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği bilim danışmanı Dr. Erol Kesici’nin hazırladığı son raporda, Türkiye’de son 60 yılda, 70’e yakın doğal gölün kuruduğu belirtildi.

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı Dr. Erol Kesici’nin hazırladığı son raporda; Türkiye’de son 60 yılda, 70’e yakın doğal gölün kuruduğu yer aldı.
Dr. Kesici, Türkiye’de kuruyan ve kuruma sürecine giren göllerin büyük bölümünün, tatlı su özelliğindeki en büyük doğal tatlı su gölleri Akşehir, Beyşehir ve Eğirdir Gölleri olduğuna dikkat çekti.

Dr. Erol Kesici, “Ülkemizde son 60 yılda, Marmara Denizi’nin yüz ölçümünden daha büyük, neredeyse üç Van Gölü büyüklüğünde 70’e yakın doğal göl kurudu. Göllerimizin son yıllarda giderek kurumasının ve kuruma sürecine girmesinin başlıca nedeni, göllerin yıllık su bütçelerinin korunarak kullanılmaması, pancar, kavak, mısır vb. çok su tüketen ürünlerin neredeyse her yerde vahşi sulamalarla üretimidir. Yanlış su kullanım oranı neredeyse yüzde 80” dedi.

KURUMA SEBEPLERİ FARKLI

Doğal göllerin her türlü atık alanı olarak kullanılmasının doğal döngüye engel olması ile yağış suları, dere ve çayların doğal akışının kesilmesinin kuruma nedenlerinden bazıları olduğuna işaret eden. Dr. Erol Kesici, göllerin çevresindeki çok sayıdaki kuyuyla yer altı sularının çekilmesinin hem gölün beslenmesini engellendiğini hem de yeraltı sularının aşırı oranda azalmasının kuraklık sorununa neden olduğunu vurguladı. Göllerin kurumasında diğer faktörlerin ise tarım alanı kazanmak için göl kıyılarında yapılan drenajlarla oluşturulan kurutmalar, balık çiftlikleri, konut, sanayi yapılaşması ve kıyı alanlarının dolgu ile yol yapılması gibi nedenleri sıralayan Dr. Erol Kesici, son 50 yıl içerisinde göllerin hidrolojik bakımdan iflas ettiğine işaret etti.

BURDUR’DAKİ DOĞAL GÖL SAYISI 20’DEN 5’E DÜŞTÜ

Türkiye’de irili ufaklı 200’e yakın sulak alan bulunduğunu, bunların neredeyse tamamının koruma altına alınması gerektiğini söyleyen Erol Kesici, sadece Göller Yöresi’nde, Burdur sınırlarında 60 yıl önce 20’ye yakın doğal gölden bahsedilirken bugün bu sayının 5’e düştüğünü belirtti. Dr. Erol Kesici, kalan göllerin de yine kuraklığın yanı sıra insanların farklı müdahaleleriyle karşı karşıya kaldığını anlattı.

YARIŞLI GÖLÜ TAMAMEN KURUDUKTAN SONRA ÇÖLE DÖNÜŞTÜ

Göller Yöresi’nin en önemli sulak alanlarından Burdur’a bağlı Yeşilova ilçesindeki başta flamingolar olmak üzere birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Yarışlı Gölü de kuruyan göller arasında yer aldı. Harmanlı, Yarışlı, Sazak, Kocapınar ve Düğer köyleri arasında, genişliği 16 kilometrekare derinliği bir dönem 4 metreye kadar çıkan karstik yapıya sahip, içerisinde küçük bir ada bulunan, sodyum fosfat, sodyum klorür ve sodyum sülfat açısından zengin olduğu için suları acı olan Yarışlı Gölü, çöle dönüştü.

Uzmanlar özellikle küresel ısınma, anormal derecede yükselen hava sıcaklıkları ve yağış rejiminin çok düzensiz ve bölgenin ciddi anlamda yağış almıyor olmasının başta Yarışlı olmak üzere bölgedeki sulak alanların kurumasında neden olduğunu belirledi. Büyükbaş hayvancılığın yoğunlaşarak devam etmesi, alternatif ürün modellerinin yaygınlaşmaması, küçükbaş hayvan ve susuz yetişen aromatik bitki üretiminin azlığı da kurumanın en önemli faktörleri arasında gösterilirken, Yarışlı Gölü’nün kıyısında bulunan ve adını gölden alan köyün sakinleri, göllerinin kurtarılmasını istedi.

Kaynak: Ajanslar

Basın kartın yoksa gazeteci değilsin

0

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İzmir Şubesi Başkanı Halil İbrahim Hüner, kamuoyunda “yıpranma payı” olarak bilinen “gazetecilerin fiili hizmet zammı hakkı”nın “basın kartı şartı”na bağlanmasına tepki gösterdi. Hüner, “Yıpranma hakkı Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın (CİB) insafına bırakıldı. Bu kararla ‘basın kartı vermediklerimdensen gazeteci değilsin ve yıpranmıyorsun’ denildi. TBMM’de gazetecilere sahip çıkmayan vekiller, seçim bölgelerinde çoğu basın kartsız habercilerin yüzüne nasıl bakacak” dedi.  Basın İş Kanunu’ndaki pek çok maddenin iptal edildiğini, kalan tek hakkın fiili hizmet zammı olduğunu anımsatan Hüner, “En ağır şartlarda çalışan gazeteciler, en az hakka sahip meslek grubu oldu. Sendika olarak,  Meclis’e hem gazetecileri hem de matbaa çalışanlarının fiili hizmet zammından yararlanmasını talep ettik. TGS Genel Merkez yöneticileri, bütün siyasi partilerin en yetkili kişileriyle Meclis’te görüşerek, basın sektöründe çalışanların tümünün yıpranmadan yararlanmasını istedik. Yasa teklifine katkı koyacak raporumuzu sunduk” diye konuştu.

Hüner, 2008 yılında matbaacılardan alınan yıpranma hakkının yeni düzenlemeyle geri verilmesini umutla beklediklerini ancak hayal kırıklığına uğradıklarını dile getirerek, şu bilgiyi verdi:  “Haberin hazırlık sürecinde gazeteciler, baskı sürecinde de matbaacılar yıpranıyor. Gazetecilere çalışma koşullarının yıpratıcılığı nedeniyle erken emeklilik sağlayan, 1977 yılında tanınan fiili hizmet zammı hakkı (yıpranma payı) 2008’de iptal edildi, 2013 yılında yeniden getirildi. 2013 yılında getirilen düzenlemeyi de haksızlığa neden olduğu gerekçesiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi iptal etti. Anayasa Mahkemesi, TBMM’ye yeni yasal düzenleme için 9 ay süre tanıdı. Gelişme üzerine en  ivedi çözüm olarak 506 sayılı yasa dönemindeki düzenlemeye geri dönülmesini talep ettik.”  Halil İbrahim Hüner, TBMM’de kabul edilen yeni kanunun basın sektöründe çalışan ancak, işverenleri tarafından Basın İş Kanunu kapsamında gösterilmeyen gazetecilerin, “basın kartı sahibi olan” ve “basın kartı sahibi olamayan gazeteci” ayrımını yeniden getirdiğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’nin de daha önce bu nedenle kararı bozduğunu hatırlatan Hüner, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“TBMM’de AK Parti ve MHP’nin çoğunluk oylarıyla kabul edilen kanun, Anayasa’nın bozduğu hükümleri içeriyor. Gazetecilere, ilk kez ve sürekli basın kartı verme yetkisi, eskiden Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne bağlı, çoğunluğunu gazeteci meslek örgütlerinden oluşan komisyondaydı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na (CİB) dönüşümde bu yapı bozuldu. Basın kartını artık meslek örgütlerinin bulunmadığı komisyon veriyor. Basın İş Kanunu’na bağlı gazetecilik yapan bine yakın basın emekçisi, şu anda basın kartı alamıyor. Bazılarının da Basın kartları yenilenmiyor. Gerekçe de sunulmuyor. Yeni yasaya göre bunlar da yıpranmadan yararlanamayacak. AK Parti, bu yeni kanunla bir kez daha ‘ben kimin gazeteci olduğuna karar veririm, ona göre düzenleme yaparım. Karşımdaysanız, basın kartı da alamazsınız, kanunlardan da yararlanamazsınız’ diyor. TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen kanunun, Ana muhalefet partisi tarafından ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi bekliyoruz. Bu kararla ‘basın kartın yoksa gazeteci değilsin, yıpranmıyorsun’ denildi. Milletvekilleri, TBMM’de gazetecilere sahip çıkmadı. Türkiye’nin çeşitli illerinde, ilçelerinde internet sitesi, TV, radyo ve gazeteler aracılığıyla 365 gün halka seslerini duyuran milletvekilleri, Meclis’te kabul ettikleri yeni kanunla tüm basın çalışanlarına değil sadece uygun görüp basın kartı verdiklerine sahip çıktıklarını gösterdi.” 

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN İPTAL KARARI İstanbul 22. İş Mahkemesi tarafından görülen bir davada, mahkeme, gazetecilerin fiili hizmet zammını düzenleyen 5510 sayılı Kanunun 40. Maddesinin 16. bendinin iptali talebiyle 9 Nisan 2019 tarihinde Anayasaya Mahkemesi’ne başvurmuştu. Dava sonunda Anayasa Mahkemesi basın ve gazetecilik mesleğinde çalışanlara ‘yıpranma payı’ getiren düzenlemeyi, Anayasa’nın 13 ve 60’ıncı maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle 14 Şubat 2020 tarihinde iptal etmişti. Mahkeme basın kartı verilecek kişilerin nitelikleri ve basın kartının verilmesine ilişkin şartlar yönünden herhangi bir kanuni düzenleme bulunmadığını, konunun yönetmelikle düzenlendiğini, bu haktan sadece basın kartı sahibi kişilerin yararlanabileceği öngörülerek sosyal güvenlik hakkına bir sınırlama getirildiğine dikkat çekmişti. Mahkeme yasal düzenleme için 14 Kasım 2020 tarihine kadar süre tanımıştı.

Kaynak: Aydın Paragraf

Trump’tan aşı açıklaması…

0

Trump’tan aşı açıklaması…Beklentileri aştı, dünya liderlerinden tebrikler aldım.

ABD Başkanı Trump, “Pfizer’in koronavirüs aşısı hakkında söyledikleri beklentileri aştı ve bu bilimsel atılım için dünya liderlerinden tebrikler aldım” dedi.

ABD Başkanı ve başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçi adayı Donald Trump, Beyaz Saray’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısı ve seçim sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

‘New York hariç tüm eyaletlere dağıtılacak’

“Pfizer’in koronavirüs aşısı hakkında söyledikleri beklentileri aştı ve bu bilimsel atılım için dünya liderlerinden tebrikler aldım” diyen Trump, aşının, New York Valisi Andrew Cuomo‘nun yönetimin aşı dağıtım planına yönelik eleştirileri sonrasında nisan ayından itibaren New York hariç tüm eyaletlere ‘rekor bir sürede’ dağıtılacağını dile getirdi.

‘Aşı ücretsiz olacak’

Trump, “Yönetimim aşının dağıtımını koordine edecek ve umuyorum ki (aşı) hızlı bir şekilde onay alacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Trump, aşının yurttaşlara ücretsiz bir şekilde sunulacağı bilgisini verereek, yönetimine 1.95 milyar dolarlık yatırımı için teşekkür etti.

Koronavirüs salgını karşısında iyi bir iş çıkardıklarını savunan Trump, “Yönetimim ölümlerin büyük ölçüde azaltılmasında önemli bir rol oynadı” diye konuştu.

‘Hiçbir koşulda kapanmaya gitmeyeceğiz’

Trump, ayrıca Kovid-19 hastalarına 20 bin yatak sağladıklarını ve vaka sayısının aşıyla birlikte düşeceğini belitti.

Öte yandan ‘hiçbir koşulda kapanmaya gitmeyecekleri’ vurgusunu yapan ABD Başkanı, “ABD ekonomisinin performansı kapanma nedeniyle geriledi, ancak bir iyileşme kaydettik ve kapanmaya bir daha izin vermeyeceğim” değerlendirmesinde bulundu.

Sağlık Bakanlığı yayınladı

0

Sağlık Bakanlığı, il sağlık müdürlüklerine gönderdiği genelge ile korona virüse yakalanan kişilerin temaslılarına, sadece semptom gösterdikleri takdirde test yaptırılması talimatını verdi. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Fatih Kara, 82 ilin il sağlık müdürlüklerine gönderdiği filyasyon çalışmaları konulu genelgede, Koronavirüs hastalarıyla temaslı kişilerde semptomları yoksa artık test yapma zorunluluğunun kaldırıldığını açıkladı. Koronavirüs hastalarıyla temaslı kişilere test yapma zorunluluğunun kaldırıldığını açıklayan halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Kara temaslılara yapılacak test ölçütünü şu şekilde açıkladı İlk ziyaret sırasında semptomu var ise Daha sonra semptom gelişen kişiler için belirlenmiş prosedür dahilinde 60 yaş ve üstü ve komorbiditesi birden fazla eşlik eden hastalık olan kişilerden temas tarihinden sonraki 7. günde semptomu olmasa dahi numune alınması gerekmektedir.